HİKÂYELERİM
Necip Fazıl Kısakürek'in 1925 yılından başlayarak çeşitli
gazete ve dergilerde yayınlanmış ve bir bölümü 1933'de "Bir Kaç Hikâye Bir Kaç Tahlil",
bir kısmı da 1965'de "Ruh Burkuntularından Hikâyeler" ismi altında kitaplaşmış,
bütün hikâyeleri… 1983'de "b.d. yayınları" tarafından eksiksiz olarak bütünleştirilmiş
ve son şeklini almıştır.
|
CİNNET MUSTATİLİ (Yılanlı Kuyudan)
Bir ansiklopediye geçmiş ifadeyle, "hapisleri üniversite yıllarından
çok olan" Necip Fazıl, 1943'den başlayarak 1947-1950-1951-1952-1957-1959 ve 1960
senelerinde cezaevine girdi. Son mahkûmiyet kararı ise vefatı sebebiyle infaz edilemedi.
1955'de "Yılanlı Kuyudan" ismiyle yayınlanmış olan eser, hapishane günlerinin, "büyük
sanatkâr"a has, derin ve duyarlı bir iç hayat üzerindeki müthiş tesirini yansıtan
bir ıstırap ve gözyaşı günlüğüdür.
|
BİR ADAM YARATMAK
(3 Perde.) Geçirdiği büyük ruh çilesinin sahne destanı… İstanbul
Şehir Tiyatrosunun 1937-38 sezonunda Muhsin Ertuğrul tarafından sahnelenip temsil
edilen eser, ilk temsil gecesinden itibaren çok büyük yankı uyandırmış ve 1977 yılında
sinemaya da aktarılmıştır. (Tamamlandığı tarih; 8 Temmuz 1937, Perşembe, gece yarısı...)
|
ÇİLE
Baş eser… 1925'de "Örümcek Ağı", 1928'de "Kaldırımlar", 1932'de
"Ben ve Ötesi", 1953'de "Sonsuzluk Kervanı" ve 1969'da "Şiirlerim" ismiyle yayınlanmış
şiir kitaplarının bir çok bakımdan kendini ifadelendiremediğini söyleyen Necip Fazıl
Kısakürek'in, 1922'de Yeni Mecmua'da yayınlanmış ilk şiirinden başlayarak bizzat
kendisi tarafından süzülen, ayıklanan, düzeltilen ve bir araya getirilen bütün şiirleri…
Ve Poetikası… Bir yanda belli başlı bir sanat anlayışından tüten şiirler, diğer
yanda, bu sanat anlayışının tüttürdüğü şiir mefkûresi…
|
KAFA KAĞIDI
Hayat hikâyesini bazı eserlerinde gereğince yazmış olduğunu,
ancak asıl ruh hayatını, ruhunun kafa kâğıdını resimlendirmek istediğini dile getirirken,
bu eseriyle geçmiş, özellikle çocukluk günlerinin perdesini bir daha aralar. Kafa
Kâğıdı, olayların dış tezahür çizgilerinden ziyâde, onları doğuran ruhî oluşları
tesbite yönelik bir otobiyografidir. Yarım kalmışlığı ile ayrı bir "hususiyet" kazanan
eser, Ocak 1984'de Milliyet gazetesinde tefrika edilmiş ve daha sonra kitaplaşmıştır.
|
O VE BEN
Hayatını, Abdülhakîm Arvasî Hazretleri'ni "Tanıyıncaya Kadar"
ve "Tanıdıktan Sonra" diye iki ana bölüme ayıran Necip Fazıl, Efendisine doğru kendisini
cezbeden hâdiseleri de mânâlandırdığı otobiyografik eseri "O Ve Ben"i 1975'de şöyle
takdim etmiştir: "Bu eser, dünyaya gelişimden bugüne kadar en hususî renkleri, çizgileri
ve sesleriyle hayatımın hikâyesi ve asıl O'nu tanıdıktan sonra mânasını anlamaya
başladığım vücut hikmetinin bende tecelli eden yakıcı ifadesidir. Bu bakımdan, kendilerini
görünceye kadar malik olabildiğim birbuçuk esere nisbetle bugün 60 cildi aşan ve
hepsini birden o nura borçlu bildiğim eserler arasında, şimdikini, baş köşeye oturtulması
lâzım ve en mahrem iç ve dış iklimlere doğru bir belirtiş olarak takdim ederim."
Kitap, 1965 senesinde "Büyük Kapı" ismiyle yayınlanmıştır.
|
YUNUS EMRE
YUNUS EMRE : (3 Perde 9 Tablo) Mezarlığı olmayan köyü bulmak
için yola çıkan ve ilk bilgi olarak, ölümsüzlüğe giden yolun insanın kendi içinden
geçtiğini öğrenen Derviş Yunus'un hikayesi… (Tamamlandığı tarih; 25-26 Temmuz, Cuma
gecesi, 1969) KANLI SARIK: (3 Perde 12 Tablo) Eser, Anadolu kapılarının Müslüman
Türke açıldığı 1071 Malazgirt Zaferinden başlayarak, "Türkiye Tarihi"ne memleketin
doğu ucundaki bir köşesinden terkibî bir bakışın temsilidir. 1967'de yazılan piyeste,
Altun Halka'nın yedincisi Ebu'l Hasan Harkaanî'nin kabriyle şereflenmiş Kars şehri,
zamanın bir sinema şeridi gibi üzerinde canlandığı bir tarih tablosudur. (Yazıldığı
tarih; 1967)
|
AT'A SENFONİ
At'a olan sevgisini, "dokuz yaşında ata bindim ve yalan olmasın,
bir daha inmedim." diye belirten Necip Fazıl, belki de sahasında başka bir örneği
bulunmayan bu eserinde, tarihi, felsefesi ve bütün estetiğiyle At'ı anlatır. O'nun
gözünde At, insandaki maddî ve manevî fâtihlik cehdine Allahın en fazla yakıştırdığı
bediî ifade içinde bir kahramanlık sembolüdür. Bu kitap ise bu sembolün, yani, ilk
zamanlarında basit fayda planında her türlü yükü sırtlamış bir hizmetçi olarak gördüğümüz
At'ın, ayıklana ayıklana neticede yalnız bineğe ve yarışa mahsus Prens Soy haline
gelişinin romanı… Eser, 1958 senesinde yazılmış ve ilk defa Türkiye Jokey Kulübü
tarafından bastırılmıştır.
|
PARA
PARA: (5 Perde )Piyesin baş aktörü, "hayata hakim küçük tedbirlerin,
miskin hesapların adamı" bir Banka Patronudur. Para kazanmak uğruna herşeyi meşru
görür; ama asla, ahlâksızlığının üstünü örterek namuslu görünmek gibi riyakâr bir
tavır içine girmez. Hasılı, ahlâksızlığında samimi bir adamdır. Ayrıca, aile fertlerinden
başlayarak, yanında çalıştırdığı ve toplumun çeşitli kademelerinde ilişkide bulunduğu
namuslu ve dürüst görünen insanların çoğunluğunun samimi olmadığının da farkındadır.
Piyes'te gelişen hâdiselerin merkezinde para, öyle bir ölçüdür ki, insanların bütün
içyüzünü olduğu gibi ortaya çıkarmaktadır... Eser, ilk defa 1941-42 kışında İstanbul
Şehir Tiyatrosunda sahnelenmiştir. (Tamamlandığı tarih; 15 Aralık 1941) MUKADDES
EMÂNET: (4 Perde, 8 Tablo) Piyes, I. Meşrutiyetin ilânından günümüze doğru gelen
zamanın panoraması üzerinde, yüzyıllardır bir türlü şuurlandırılamayan Anadolu derdini
gözler önüne serer ve dönem dönem ucuza harcanan Anadoluluyu kendi derdine sahip
çıkmaya davet eder. (Yazıldığı tarih; 1971)
|
SAHTE KAHRAMANLAR
Necip Fazıl Kısakürek'in dört ayrı konferansı... Her konferans,
farklı tarih ve şehirlerde çeşitli defalar binlerce dinleyiciye hitaben verilmiş
olup büyük ilgi doğurmuştur. 1949'da Büyük Doğu Cemiyetinin kuruluşundan itibaren
Anadolu'yu bir uçtan öbür uca sarsan Necip Fazıl için, mevzuu ne olursa olsun verdiği
her konferans, "Tanzimattan beri gelen sahte inkılapların çürüttüğü ruh kökümüzü
kurtarma, kainat çapında hesaba vurma, Türkün ruh ve madde dünyasını Batının da
hayran olacağı ve içinde her derde deva bulacağı bir ideolocya planında kurma ideali"ne
bağlıdır.
|
HAZRET-İ ALİ
Hazret-i Ali'nin hayatı… Bu mübarek hayatın anlatımına bağlı
olarak da, "Kırtas" meselesinden itibaren, Allah Resulü'nün vefatlarından sonra
başgösteren ve gittikçe derinleşip siyasî ve ardından itikadî mezhep ayrılıklarına
sebep olan olayların tahlili…
|
TANRI KULUNDAN DİNLEDİKLERİM
Eserin içeriğini oluşturan yazılar, 1943 ve 1945 Büyük Doğu
dergilerinde "Tanrı Kulundan Dinlediklerim" başlığı altında kaleme alınmıştır. Başlıktaki
nisbetlendirmenin de ifadelendirdiği gibi eser, Necip Fazıl'ın Efendisinden aldığı
feyzin bereketiyle, tarih, fikir, sanat; şiir, roman, hikaye, tiyatro; hâsılı el
attığı her mevzuda, "O kapı"ya bağlı "kıymetlendirme ölçüleri"ni billurlaştırdığı
bir eserdir.
|
İHTİLÂL
Eser, Habil-Kabil vak'asından başlar ve birinci bölümde mutlak
inkılapçılar olarak Nuh Peygamber, İbrahim Peygamber, Musa Peygamber ve İsa Peygamberle
beraber, Peygamberler Peygamberinin mutlak inkılâplarını anlatır. Ötesi, insanoğlunun
Hak gördüğü ve bildiği yollardaki ayaklanışlarının, mâna, ilim, ve usûl bakımlarından
ders çıkarılması gereken romanımsı hikâyeleridir. Eski Yunandan Amerika İstiklal
savaşlarına kadarki ihtilâller ikinci bölümde; Büyük Fransız İhtilali üçüncü bölümde;
Napolyon Bonapart ve sonrası ihtilaller de dördüncü bölümde anlatılmıştır. Son bölümde
ise, "hak ve hakikat bağlılarına en faydalı iş ve hareket kültürünün aşılandığı"
Sentez kısmı yer almaktadır.
|
MOSKOF
Toplumlar ve milletler arasındaki zıtlığa, buzdağı ve yanardağ
derecesinde en keskin örnek olarak, Moskofla Türkün gösterilebileceğini söyleyen
Necip Fazıl, bu eserinde tarihî bir perspektif içinde Türk- Rus münasebetlerinin
tahlilini yapar. Bu tahlilin içinde "Moskof" sözcüğünün ifade ettiği mânâ kadar
Altun Ordu'dan başlayarak Cumhuriyet devrine kadarki Türk tarihinin kritik dönemlerinin
teşhis ve mânalandırılması da vardır. Üç ana bölüm halindeki eserin, kitap boyunca
ispatına girişilen temel tezi ise, 1917 ihtilalinden sonra bütün dünyanın başına
belâ kesilen Rusya'nın dünya sahnesine çıkmasında iki müslüman ve asılları Türk
başbuğun, 14. Asır sonlarında Timurlenk'in ve 18. Asır başlarında Baltacı Mehmed
Paşa'nın sorumlu olduğudur.
|
TOHUM
TOHUM: (3 Perde ) Muhsin Ertuğrul, bir yemekte; "Niçin bir
piyes yazmıyorsun?" sualiyle, tiyatroyu, "hayatın (kantite) gibi değersiz ve geçici
yüzünü değil, (kalite) gibi derin ve sonsuz şahsiyetini zapteden ve onu molozlarından
ayıklayarak tasfiye eden, tıpkısını, fakat başka türlüsünü gösteren mistik bir ayna"
olarak gören Necip Fazıl'ın yıllardır içinde gömülü bir hasrete dokunur. O anda,
Şehir tiyatrosuna bir eser teslim etmek için sadece 20 günlük bir süre kalmıştır.
Hemen kararını verir ve 7 gün içinde "Tohum"u bitirir. 1935 senesinde Muhsin Ertuğrul
tarafından sahnelenen "Tohum" piyesinde olay, Anadolu'nun işgal edilmiş bir köşesinde,
Maraş'ta cereyan eder. Vatan sadace bir toprak parçasından ibaret değildir. Dolayısıyla
vatanı müdafaanın gizlediği bir aksiyon; aksiyonun gizlediği bir fikir; ve fikrin
gizlediği mahrem bir benlik olmak gerekir. Tohum, millî mücadeleyi, Anadolu halkının
öz benliğinde mevcut ruhun bir fışkırışı olarak gösterir. (Yazıldığı tarih; 1935)
KÜNYE: (3 Perde 12 Tablo) Birinci Dünya savaşında cepheden cepheye koşmuş, Harbiye
mektebinde hocalık yapmış, Balkan savaşına katılmış, divanı harpte yargılanmış;
başarıyı ruh, disiplin ve bilginin eseri bilen, şahsî hayatı olmayan, her şeye toplum
açısından bakan ve insanı, Künye'sini aşmaya memur sayan bir dava adamının, Plevne
şehidi bir zabitin oğlu Gazanfer Bey'in trajik hikayesi… (Yazıldığı tarih; 1939)
|
AYNADAKİ YALAN
Necip Fazıl Kısakürek'in, roman kalıpları içinde kaleme aldığı
tek eseri… Roman, üniversitede felsefe asistanı olan Naci'nin hayatı etrafında gelişir…
Bu hayat, Necip Fazıl'ın kendi hayatı değildir ama onun hayat hikayesindeki bir
çok unsuru içinde barındırır. Naci, çevresine karşı davranışlariyle, kadın, cemiyet
ve sanat anlayışiyle, hayata ve ölüme dair düşünceleriyle bir karakter bütünü halinde
şekillendikçe hayalimizde bir Necip Fazıl portresi belirir gibi olur.
|
REİS BEY
REİS BEY: (3 Perde) 1948'den 1960 yılına kadar geçen sürede
tiyatro eseri kaleme almayan Necip Fazıl, 1960 ihtilaliyle girdiği hapiste, üç piyes
yazmıştır: Ahşap Konak, Kumandan ve Reis Bey. Piyesin ana karakteri Reis Bey, bir
ağır ceza reisidir. Ömrü otel odalarında geçmiş, yapyalnız ve tuhaf bir adam. Taş
kalpli bir kanun tatbikçisi… Onun nazarında merhamet, idamlık bir suçtur ve "cemiyette
bir ferdi korumak için bin kişiye idam gömleği giydirmekten kaçınmamalıdır." Günün
birinde, annesini öldürdüğü iddiasıyla huzuruna çıkarılan bir gencin idamına karar
verir. Artık olaylar çok farklı gelişecek ve Reis Bey'in buz gibi iç dünyası müthiş
bir sarsıntiyle yerle bir olacaktır. (Yazıldığı tarih: 1960) PARMAKSIZ SALİH: (4
Perde)Eserde, "en canhıraş sebepleri ve neticeleriyle doktor ve ilacı olmayan hastalığı,
'kumarı' göstermek" istediğini söyleyen Necip Fazıl, Parmaksız Salih ile ilgili
olarak kendisine yöneltilen bir suale şu cevabı veriyor: "Eserde ifadelendirmek
istediğim tek dava, binbir tezad ve binbir zıt kader cereyanı içinde hakiki fışkırışını
bulamamış ve hatta kötülük baskısı altında uyuşmuş bir ruhun, en büyük saike kavuşur
kavuşmaz birden şahlanışı; ve tam 55 yıl bilmeden hasret çektiği ve daima istekli
yaşadığı ulvî aksiyona şiddetle atılışıdır." Eser 1948-1949 kışında İstanbul şehir
tiyatrosunda temsil edilmiştir. (Yazıldığı tarih: 1948)
|
BATI TEFEKKÜRÜ VE İSLÂM TASAVVUFU
Bu eser, 1962 yılının Ramazan ayında üç gece teravihten sahur
vaktine kadar konferans şeklinde verildikten 20 sene kadar sonra bizzat Necip Fazıl
tarafından kitaplaştırılmış ve İdeolocya Örgüsü'ne bağlı olarak en başa alınması
gereken verimlerinden biri olarak gösterilmiştir. İki ana bölümden oluşan kitapta,
"Batı Tefekkürü" başlığı altında İlkçağ felsefecilerinden başlayarak günümüze kadar
ulaşan Batı düşünce çizgisi kısa ve kalın hatlariyle ele alınmış ve hükme bağlanmıştır.
İkinci bölümde ise İslam tasavvufu, en ince ve mahrem çizgileriyle anlatılmıştır.
Batı Tefekkürü ve İslâm Tasavvufu yayınlandığı 1982 senesinde Türkiye Yazarlar Birliği'nin
fikir ödülünü kazanmıştır.
|
BÂBIÂLİ
Bu kitap, Necip Fazıl'ın Türk entellektüeller muhiti Babıaliyi,
bizzat merkezinde olarak şahıs şahıs bir kıymet hükmüne bağladığı, kendini ise acımasız
bir nefs muhasebesine tâbi tuttuğu otobiyografik eseridir. "O ve Ben"le birlikte
Necip Fazıl mevzuunda anahtar olmak hususiyetiyle de ayrı bir değer kazanan eserde,
"Bâbıâli, Tanzimat sonrası, her an oluş veya bir türlü olamayış buhranları içinde
kıvranan Türk cemiyetinin boğaz anaforu; şahıslarsa aynı damga altında gelip geçen
ve akıp giden dalgacıklar…" O ve Ben ile Bâbıâli, Necip Fazıl'ın "hayat hikayesi
bütününün, birbirinde tekrarlanmayan iki ayrı dilimi…"
|
SOSYALİZM, KOMÜNİZM VE İNSANLIK
Eserde, evvelâ yarım ve eksik bir sistem halindeki sosyalizm,
daha sonra da onun kıvamını tam bulmuş şekli olarak komünizm muhasebe edilir. Tabiat,
insan ve toplum arasındaki münasebet ile iş ve kıymet denkleşmesini ana ölçülere
kavuşturan metafizik planda bir "Giriş"ten sonra, eserin yazılış amacı yönünde insan
ve kâinat iptalcisi sosyalizm ve komünizm mezheplerinin fikrî analizi ve eleştirisi
yapılır.
|
HİTÂBELER
Necip Fazıl Kısakürek'in, 1934 yılında D Grubu Resim sergisinde
yaptığı "Beklenen Sanatkar" adlı konuşmasından, 21 Mayıs 1983 Cumartesi günü (vefatından
3 gün önce) Basında 50. yılını dolduranların Şilt Törenine gönderilmek üzere yazdırdığı
satırlara kadar, her biri kesif ve keskin bir fikir ve aksiyon ruhu ifade eden,
muhtelif yerlerde verdiği kısa konferans ve hitabeler..
|
PEYGAMBER HALKASI
Sahabîyi, "Ümmetin temel yapısı; kalbini, duygu ve düşüncesini
peşin olarak O'na bağlayan ve sonra bu bağlanış etrafındaki hakikat dairesi üstünde
dilediği gibi akıl atını koşturan ve artık hiçbir akıl sıkıntısı çekmeyen büyük
insan örneği" olarak tarif eden Necip Fazıl, bu eserinde, "Sahabi keyfiyetinden
bir pırıltı verebilmek gayesini gütmüş" ve alınlarında Sahabîlik nurunu taşıyan
ebediyyet kahramanlarından bir kısmını örnekleştirmiştir.
|
İBRAHİM ETHEM
İBRAHİM ETHEM: (5 Perde)Belh sultanıyken tacını tahtını terkedip
dervişlik yoluna düşen, Veliler kervanının şanlı öncülerinden İbrahim Ethem Hazretlerinin
hayatından sahneler… (Yazıldığı tarih: 1978) ABDÜLHAMİD HAN:(5 perde) Piyes, Büyük
Osmanlı Padişahı Abdülhamid Han'a ait tepetaklak edilmiş tarihî hakikatlerin, "Ulu
Hakan" eseriyle taş taş yerine oturtularak bir tez, bir manifest halinde bina edilmesinden
sonra, bir ölçüde sahneye yansıtılmasıdır. (Tamamlandığı tarih: 5 Haziran, Çarşamba
1968) SİYAH PELERİNLİ ADAM: Necip Fazıl, oynanmasından ziyade okunması için kaleme
aldığı bu eserini, "tek perdede bir hikaye" şeklinde takdim eder. Eser ilk defa
1943 Büyük Doğu'larında tefrika edilmiştir.
|
HESAPLAŞMA
Necip Fazıl, mücâdele tarihinin bilançosunu kalabalıklar önünde
"Hesaplaşma" konferansiyle çıkarırken, "Tarihte Yobaz ve Yobazlık" isimli konferansında,
en ulvî hakikatleri kendi basit anlayışı içinde hapseden, donduran ve "ahmakça inanışla
aptalca reddediş" arasında gezen Yobazın ruhi portresini çizer, vasıfları üzerinde
durur ve tarihi örneklerini verir. "Türkiye ve Komünizm" ise, bir antitez olarak
gördüğü Marksizmin fikri tahlili yanında, komünizmin Türkiye macerasına dikkatleri
çeker.
|
ESSELÂM
"Bu eser, bir mevlid mi?.. Hayır! Sadece O'na olan eritici
aşkımın ve gevşemez bağlılığımın vecd destanı. " N.F.K. "Kıyamete kadar gelecek
mukaddesatçı Türk gençliğine ithaf" edilmiş olan ve sonuna "Vasiyet" bölümü de eklenmiş
bulunan, Peygamberler Peygamberinin mukaddes hayatının 63 Levhada manzum olarak
anlatıldığı eser, 1960-61 hapsinde yazılmaya başlanmış, son şekline ise 1972 Ramazanında
kavuşmuştur. 1973 senesinde kurulan b.d. yayınlarının 1. Kitabı olarak ilk defa
o yıl yayınlanmıştır.
|
DÜNYA BİR İNKILÂP BEKLİYOR
"Evet, İslâm, 16. Asır sonlarına doğru temsil kadrosunda zaafa
uğramıştır. Ama daha sözünü söylemiş değil. Son sözünü temsil kadrosunda ve yeni
telakkiler önünde henüz söylememiştir. Bu son sözü söyletecek nesli yoğurmaya çalışıyoruz."
N.F.K. Her konferans, bu çabanın eseri halinde, konu başlığının işaret ettiği meselelerde
sosyal bir şuur zemini oluşturma teşebbüsüdür.
|
HAC
1973 yılında Hac mükellefiyetini yerine getirmek üzere Kutsal
topraklara yüz süren Necip Fazıl'ın, o mübarek iklimin çizgi, renk ve sesleriyle
örülü seyahat intibâları… Ayrıca, kitabın "Veliler Diyarı" bölümünde, Van'ın Arvas
köyünde medfun Seyyid Fehim Hazretlerini; "Vatanımı Buldum" bölümünde ise, kabri,
Hakkari'nin Şemdinli kazasında bulunan Seyyid Taha Hazretlerini ziyaret yolculuklarının
hikayesi var. . (Yazıldığı tarih; 1967)
|
TARİH BOYUNCA BÜYÜK MAZLUMLAR
"Mazlum, her dinde, her inanış tarzında bulunabilir. Hatta
hiçbir şeye inanmayan insanda, insan şöyle dursun, hayvanda bile… Mazlum, kendi
haline göre değil, zulmediciye nisbetle sıfatlanandır" N.F.K. İşte, "Tarih Boyunca
Büyük Mazlumlar", bu ölçüye uyan, her millet ve her cinsten mazlumun bir araya toplandığı,
dünya edebiyat tarihinde örneği pek bulunmayan eser… Büyük Yunan Filozofu Sokrates'ten
başlayarak, İsa dininin mazlumları, İslâmın ilk kurbanları, Peygamber torunu iki
şehit Hazreti Hasan ve Hüseyin, Haccac'ın zulümleri, İmam-ı Azam ve diğer mezhep
imamları, Mansur, Jan Dark, Cem Sultan, San Bartelomi Kurbanları, Genç Osman, Jan
Kalas, Büyük Fransız İhtilali kurbanları, Dreyfus ve İttihat Terakki cinayetleri…
Hak olan inanış sahibi mazlumların aynı zamanda Şehit ve öz nefsleriyle erişilmez
bir makam sahibi olduğunun altını hassasiyetle çizen Necip Fazıl, "esere ait bütün
kıymet hükümlerini, her türlü değer ölçüsünün, bekçisiz ve koruyucusuz, uçup gittiği
manevî bir yangın yeri arsasında rüzgara salıveriyorum" dediği Takdim yazısında,
bu hüzünlü satırların devamını şöyle getirir: "Tarihî zulüm ve mazlumluk dâvasına
büyük bir giriş diye kabul edebileceğiniz bu eserin, aynı çapta bir de çıkış noktası
olmalıydı. Belki bir gün o da olur. Ama bazı zaman ve mekanlarda öyle sokaklar görülmüştür
ki, girseniz de, tam içine dalacağınız evin önüne gelince geriye dönmek zorunda
kalırsınız. Ve mazlum, bahsettikleriniz midir, siz misiniz, ayırt edemezsiniz."
|
TÜRKİYENİN MANZARASI
İlk defa 1973'de, Cumhuriyetin 50. Yılı münasebetiyle yayınlanan
kitap, müthiş bir bakış açısı genişliği ve vizyon derinliğiyle adetâ günümüz için
yazılmıştır. 1839 Tanzimat hareketiyle başlayan Türkü ruh kökünden koparma hamleleri
ve Batılılaşma gayretlerinin ekonomik, sosyal, siyasî, ilmî, ahlakî ve dinî yönlerden
ülkeyi ne hale getirdiğinin kuşbakışı resmi ve acı tahlili…
|
ÇERÇEVE 1
Necip Fazıl Kısakürek'in fıkra yazarlığı 1939 senesinde Haber
gezetesinde başlamış, "Son Telgraf" gazetesinde devam etmiş ve çeşitli gazetelerde
son yıllarına kadar süregelmiştir. "Çerçeve" başlığı altında kaleme alınan yazıların
5 ayrı kitapta derlendiği bu serinin ilk eserinde, Necip Fazıl, özellikle 1. Dünya
Harbi öncesi yazdıklariyle büyük şöhret bulmuş ve Bâbıâli'de "her söylediği çıkan
adam" diye anılmaya başlanmıştır.
|
NUR HARMANI
Binlerce Hadîs içinden bir demet halinde, Peygamberler Peygamberinin
topyekûn eşya ve hâdiseleri aydınlatan mübarek sözleri... "Hakikat" ve "Ahlâk" ana
başlıkları altında 254'er Hadîs'in derlendiği kitabın son bölümünde "Manzum 101
Hadîs" yer almaktadır.
|
İMAN VE İSLÂM ATLASI SENFONİ
Son dönemlere ait alışılmış din kitaplarının çok dışında bir
anlayış ve anlatışla kaleme alınmış, şekille ruhu, amelle hikmeti birbirine emdirmek
gayesi etrafında, en emin ilmihâlle en şaşmaz tefekkürü birleştirme iddiasında büyük
eser. 1960-61 hapsinde yazmaya başlayıp "20 yıl müddetle şeklini bulamadan bir rüşeym
(protoplazma) halinde" içinde yaşattığı bu eseri 1981 senesinde tekrar ele alır.
Eseri ve eserle yapmak istediği şeyi şöyle anlatır: "Bütün sanat, fikir, vecd, hassasiyet
ve imân melekelerimi birleştirerek yepyeni bir hâdise mahiyetinde ortaya atmak ateşiyle
yandığım "İman ve İslâm Atlası"... O zamanlar bir yığın malzeme toplamış olmama
rağmen, bunları tablolaştıramamış ve aşkımın gerektirdiği nizam ve ifâdeye kavuşturamamıştım
Zira, göz açıp kapayıncaya kadar hapis müddetim bitmiş ve haberini başıboş köpeklerden
aldığım dış hayatın, bana kapısı açılmıştı. Buyur bakalım, o kadar özlediğin köpeklerin
dünyasına!.. Bir sayfiye yerindeki evime çekildim, Marsilya sokakları kadar yabancısı
olduğum şehre mevsimler boyu hemen hiç inmedim, hattâ bahçeme bile çıkamaz oldum;
ve bir güne on günlük çalışmalarla "İman ve İslâm Atlası"nı kalıba dökebildim. Bu
defa evimde geçen bilmem kaçıncı hapsim... "İman ve İslâm Atlası", her biri aynı
kaynaktan tas dolduran kitaplara nispet, doğrudan doğruya ve en az vasıta kullanarak
o kaynağa diz üstü abanma ve suyuna avuç açma vâkıasıdır; ve bundan sonra Hak ne
nasip eder, bilemem, bütün eserlerimi tamamlayıcı mahiyettedir. "Tarife" yazmak
yerine gayeyi öziyle ruhlara sindirmek, reçete yerine mânâda ilacın kendisini tattırmak...
Buna çalıştım. Ve bu aziz dâvayı papağan ağızlardan kurtarmak... İskeletsiz vücud
olmaz ya; bir de iskelet üzerine vücudu ve uzuvları kul çapında yerleştirebilmek
var... Peteği dosdoğru çizdikten sonra onu en halis balla doldurmak... Asırlardır
hakkiyle yapılabildiğini sanmadığım bu cehd üzerinde başarı derecemi, tam 45 yıldır
Büyük Doğu teknesinde hamurunu yuğurmaya çalıştığım yeni iman ve islâm nesli tayin
edecektir. O olmasaydı oluşun olmayacak olduğu, Kâinatın Efendisine salât ve selâm
olsun!.. Allah, Sevgilisinin ümmetine 15. İslâm Asrının birinci yılından ileriye,
yeni bir anlayış, duyuş, görüş ve oluş nasip etsin... "
|
MÜDAFAALARIM
Necip Fazıl Kısakürek'in mahkeme arşivlerinde çürüyüp yokolmuş
pek çok savunmasının dışında, 1946'da Sümerbank dâvasından başlayarak, özellikle
ünlü "Malatya suikasti dâvası"nın yer aldığı; onun mücadele tarihine ışık tutan,
"zor günler"deki üslûbunu, üstün mantık ve diyalektiğini örneklendiren kitaptaki
savunma konusu diğer dâvalar şunlardır: Türklüğe Hakaret Dâvası (1947); Rejimi Kötüleme
Dâvası (1947); Şapka Dâvası (1950); Hükümetin Manevî Şahsiyetini Tahkir Dâvası (1965);
b.d. Fikir Kulübü Dâvası (1967); 5816 sayılı kanuna muhalefet Dâvası (1968); Devletin
temel nizamını din ölçüleriyle değiştirmeyi kast suçunu düzenleyen 163'üncü maddeyi
ihlâl Davası (1969); İdeolocya Örgüsü Dâvası (1970)... Kitapta, Malatya Hadisesinden
hemen sonra yayınladığı "Maskenizi Yırtıyorum" adlı broşürü, 1,5 yıl mahkûmiyetle
neticelenen ve vefatı sebebiyle infaz edilemeyen Vahidüddin Dâvası'na dair bilgi
ve belgeleri ve çeşitli dâvaların basına yansımalarını gösteren gazete küpürlerini
de bulmak mümkün.
|
VELİLER ORDUSUNDAN 333 (Halkadan Pırıltılar)
Evliyâ menkıbeleri… Ebu Hâşim Sofi'den başlıyarak, herhangi
bir silsile ve tarih endişesine kapılmadan, kol kol, karmakarışık ve umumî şekilde
yüzbinlerce namsız ve nişansız velî arasından 333'ünün; "aklın patladığı ve hesabın
kül olduğu sınırdan ilerideki âlemde meclis kuranlar"ın hikayesi… Kitabın son bölümünde,
"Kadın Erenler"den bir kısmı şu ölçü altında levhalaştırılmakta: "Kadın, velîlik
şartlarına büründüğü zaman, fazl bakımından erkeği geçer." 1945 Büyük Doğu dergilerinde
tefrika edilen ve "Halkadan Pırıltılar" ismi altında defalarca basılan, fakat bir
türlü layıkiyle bütünleştirilemeyen eser, nihayet 1976 yılında bizzat kendisi tarafından
son şekline kavuşturulmuştur.
|
BENİM GÖZÜMDE MENDERES
Demokrat Parti, daha kurulduğu andan itibaren Necip Fazıl
için bir muvazaa partisi olmaktan öte bir anlama sahip değildir. Adnan Menderes
ise hep bir ümit mevzuu olarak kalmış, fakat bir türlü kendisinden beklenen "hep"çi
ve "gözükara" tavrı takınamamıştır. Necip Fazıl bu eserinde, Adnan Menderes vasıtasiyle
bir nevi kendi siyasi hal tercümesini kaleme almıştır. Adnan Menderes ile Demokrat
Partiyi de kendi ruh aynasında biçimlendiği şekliyle anlatmıştır. Gerçeğe tam bağlı
subjektif bir metod kullandığı eseri hakkındaki şu uyarısı önemlidir: "Eserime alaka
duyacak olanlar, orada önce beni, davamı, sonra Adnan beyi, partisini ve etrafını
bulacak ve bütün bunların iç hakikatlerini bende tecelli etmiş şekilleriyle göreceklerdir."
|
İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ
Bu eser, benim bütün varlığım, vücut hikmetim, her şeyim...
Ben, arının peteğini hendeseleştirmeye memur bulunması gibi, bu eseri örgüleştirmek
için yaratıldım. Şiirlerim de, piyeslerim de, hikâyelerim de, ilim ve fikir yazılarım
da sadece bu eserin belirttiği bina etrafında bir takım "müştemilât"dan başka bir
şey değil... Güzelim Türkçenin "katık" tâbiri ne kadar yerinde. Gerçek gıda "nân-ı
aziz" dediğimiz ekmektedir ve gerisi, ona katılmaktan kinaye "katık"tan ibaret...
İçinde yüzde elliden fazla (hidro-karbone) cevher bulunduran ekmek, pastaların üstündeki
her türlü krema ve (fantezi) oyunlarına sırt çevirmiş, kuru ve yavan, fakat besleyici
ve kurtarıcı fikre ne güzel remz!.. İşte, ezel kadar eski ve ebed kadar yeni, topyekûn
insanlık çapındaki dâvanın bu eserini tamamlarken, onu, gıdasını Büyük Doğu ekmeğine
borçlu bildiğim Anadolu gençliğine ithaf ederim." N.F.K. / 1968
|
MÜMİN KÂFİR
MÜMİN - KÂFİR: Diyalog tarzında kaleme alınan eserde, iman
ve küfür kutuplarını temsilen Mümin ve Kâfir isimli iki hayali kişi, çeşitli konularda
tartışır ve birbirilerine fikrî üstünlük kurmaya çalışır. Gerçekte ise Mümin, karşısında
sadece soru sormaya, itiraza ve inkara memur Kâfir vasıtasiyle her inanmış insanın
sahip olması gereken sâf iman ve fikir diyalektiğini temsil eden ve ortaya koyan
ideal tipten bir örnektir. İnsan, İspat, Akıl, Peygamberler, Felsefe, Kutsal Kitaplar,
Namaz. Oruç, Hac, Zekat, Merhamet, Zina, Sirkat (Hırsızlık), Ceza, Laisizma, Muhabbet-Nefret,
eserdeki diyalog konularıdır. VECDİMİN PENCERESİNDEN: Sorarak, ölçerek ve şüphe
ederek arayan aklın değil, doğrudan doğruya kavratan, kalb yoluyle açıkça gösteren
vecd ışığı altında keyfiyetler âlemine bakış… BİR PIRILTI BİNBİR IŞIK: Çoğu Hazret-i
Ömer'in hayatına ait binbir ibret levhası… İbretli sözler, menkıbeler ve ölçülerden
bir demet.. Eserin ilk yayın tarihi Kasım 1986'dır.
|
SENARYO ROMANLARIM
Necip Fazıl'ın, birçoğu film haline getirilerek sinemalarda
gösterilmiş bütün senaryo romanları: Sen Bana Ölümü Yendirdin, Deprem (Çile), Kâtibim,
Villa Semer, Vatan Şairi Namık Kemal, Canım İstanbul,Ufuk Çizgisi, Son Tövbe, En
Kötü Patron…
|
ÇÖLE İNEN NUR
"Eserimi... Her yıldızla her yıldız arası yollar ve yönler
kadar çok ve dolaşık... Dünya yolları ve yönlerinden... Biricik ulaştırıcı yolu
ve eriştirici yönü bana gösteren... Otuz yaşımdan sonraki hayatıma temel atan...
"Altun Halka'nın asrındaki en büyük kutbu... Efendim, irşad edicim, can kurtarıcım...
Esseyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri'nin yüce ruhaniyetine ithaf ediyorum..." 26
Mayıs 1972 / N.F.K. Allah Resulünün mübarek hayatları… Eserin yazılışı bir hayli
maceralıdır. İlk olarak 1950 tarihinde kaleme alınmış, 1952 Büyük Doğu'larında "Allahın
Sevgilisi" ismiyle pek kısa bir bölümü tefrika edilmiş, 1956'da bu kez "O" başlığıyla
yayınlanmaya başlamış, fakat yarım kalmış ve arada birkaç eksik kalan teşebbüsten
sonra, 1969'da nihai şekline ve ismine kavuşmuştur. Çöle İnen Nur, Siyer kitaplarının
alışılmış anlatımlarından farklı bir üslubu yansıtıyor. Eserin takdiminde bu farklılık
şöyle ifadelendirilmektedir: "Tefsir, Hadîs, siyer ve nakil olarak en emin kaynaklardan
devşirili ve kaynaklarını tek tek göstermek tasasından uzak bu eser, "Başlangıç"
yazısında da belirtildiği gibi, sadece iman sahiplerine hitap edici, hiçbir aklî
teftiş, tespit ve ispat gayretine düşmeyici, mutlak "doğru" üzerine hissî ve teessürî
bir çatı kurucu ve eğer bir kıymeti varsa onu bu noktada toplayıcı bir denemedir;
ve akla verdiği pay, onu bazı noktalarda yine akılla iptal etmekten ibarettir. Bu
bir ilim değil, sanat eseridir ve ilmin içini ve dışını tahkik selâhiyetinde olmadığı
mukaddes kapıya, ancak, inanmış ve teslim olmuş sanat tavriyle sokulmaktan başka
çare yoktur. " / N.F.K.
|
SON DEVRİN DİN MAZLUMLARI
"Bu eser, 'Tarih Boyunca Büyük Mazlumlar'dan sonra beklenmesi
ve ona eklenmesi gereken bir bahsi çerçeveliyor. İmân ve ideal uğrunda umumi mazlumluk
davasının çok yakından, öz hayatımızdan, yakın tarihimizden ele alınması ve hususi
planda gösterilmesi… Bu yakın tarih ve hususi plân, İttihad ve Terakki ile başlayan,
Cumhuriyetle yerleştiğini gördüğümüz İslâm nefretinin zeminini çizer ve o zemin
üzerinde en kuduz zulüm kılıciyle düşürülen mazlum başların hikâyelerini anlatır."
/ N.F.K.
|
ÖFKE VE HİCİV
Eser, Necip Fazıl Kısakürek'in 1947 yılından başlayarak çeşitli
gazete ve dergilerde "Ozan" veya "Ozanbaşı" imzasiyle yayınladığı, satirik mahiyetteki
günlük şaka ve fantezileriyle, nazım formu içinde anlık tespit ve öfkelerini noktalayan
manzumelerinden derlenmiştir. Öfke ve Hiciv'in ilk yayın tarihi, Temmuz 1988'dir
|
SABIR TAŞI
SABIR TAŞI: (3 Perde) Olayın "ezeldeki mazi ve ebeddeki istikbalde"
geçtiği ifade edilen piyes, ana hatlarını eski bir Türk masalından alır. 1940'da
yazılan eser, 1947 senesinde açılan bir yarışmada C. H. P sanat mükafatını kazanmıştır.
Ancak Juri'nin birincilik kararı, Parti ileri gelenleri tarafından iptâl edilerek
piyes yarışma dışı ilân edilmiş ve olaydaki komedi(!) günün gezetelerine aksetmiştir
AHŞAP KONAK: (3 Perde) Necip Fazıl'ın 1960 İhtilalinden sonra girdiği hapishanede
yazdığı ikinci piyes olan Ahşap Konak, giderek yozlaşan ve ahlakî değerlerinden
uzaklaşan bir toplumu, çekirdeğinden gösteren bir temsildir. Ahşap Konak, her katında
üç neslin ayrı ayrı fakat birarada ve aralarındaki korkunç anlayış ve yaşayış uçurumu
içinde yaşadığı bir mekânı temsil ederken, zaman boyutunda, 1950 sonrası Türk cemiyetinin
tezatlar içindeki içler acısı halini sembolize etmektedir. (Tamamlandığı tarih:
Eylül 1960, Balmumcu Garnizonu) .
|
ULU HAKAN II. ABDÜLHAMÎD
Bir biyografi yazarı olarak da dikkati çekmesi gereken Necip
Fazıl'ın, güttüğü toplum dâvasında Türk tarihi ve sahte inkılâplar bilmecesinin
"anahtar şahsiyeti" gördüğü Abdülhamid Han'ın hayatı, bu eserde bir tez, bir manifest,
bir dava çerçevesi halinde ortaya çıkartılmaktadır. Keşif mutlak ve orijinal olarak
Necip Fazıl'ındır ve bir aralık sahibini hapse kadar sürüklemiştir. "Marifet, büyük
kısmı kursaktan doğma uydurmalarla Abdülhamid'i konuşturmakta değil, Abdülhamid
hakkında konuşabilmek ve bir sentez örebilmektedir" diyen Necip Fazıl'a göre: "36
Türk hükümdarı arasında belki en büyüğü ve tarihî hakkı muazzam bir zat mevzuunda
yahudi, dönme, mason, kozmopolit ve emperyalizma ajanlariyle el ele, İttihat ve
Terakki eşkiyasının imal ettiği ve Cumhuriyet rejimi boyunca devamına şahit olduğumuz
yalancı tarihe paydos!.. Dünyada her şeyin sahtesi görülmüş, fakat ilim ve tarihin
devamlı yalancısına rastlanmamıştır!"
|
BAŞBUĞ VELÎLERDEN 33 (Altun Silsile)
"Velîler Ordusu" kitabında hayatı anlatılan 333 Velînin içine,
"Bir" sayısını Allah Resulüne verdikten sonra mukaddes emaneti O'ndan alıp günümüze
kadar getiren, O'nunla beraber 33 büyük ferd, esere bilhassa alınmamıştı. İşte,
Necip Fazıl'ın kaleminden oraya alınmayan ve hususî bir kolu, "Silsile-i Zeheb-Altun
Halka"yı oluşturan 33 mâna kahramanının kelâma bürünebildiği kadarıyla mukaddes
hayatları...
|
ÇERÇEVE 2
Bu serinin ikinci kitabında, 1943 ile 1954 yılları arasında
devre devre yayınlanan Büyük Doğu mecmualarında, "Çerçeve" ana başlığı altında yazılan
fıkralar yer almaktadır. Yazıların en önemli özelliği, ele aldığı mevzuların aktüalitesini
kaybetmeden günümüze kadar kendini koruyabilmiş, gayet dinamik kıymet hükümleri
taşıyor olmasıdır.
|
KONUŞMALAR
Eser, çok genç yaşında üne kavuşmuş Necip Fazıl'ın 1931-1983
yılları arasında, çeşitli dergilerde, gazetelerde yahut televizyonda kendisiyle
yapılan ropörtaj, anket ve sohbetlerin kronolojik bir sıra dahilinde bir araya getirilmesiyle
derlenmiştir. Konuşma'lar, şiirden spora, tiyatrodan siyasete kadar hemen her mevzuda
görüşüne başvurulan Necip Fazıl'ın, diğer eserlerinin fikir yumağını çözmeye ve
onun fikir mizâcını anlamaya yarayacak ipuçları vermesi bakımından çok önemlidir.
|
RÂBITA-İ ŞERİFE
"Önüne gelenin din eseri çıkardığı ve Kutsî eşyayı işportalaştırdığı
bu perişanlık devrinde, hemen hiç kimsece riayet edilmeyen muazzam bir din ölçüsüne
uyarak, içindeki âyet ve hadîsleri ve mübârek kelâmları asıllariyle vermediğim,
böylece onları ticaret vesilesi olmaktan ve asla uyuşamayacağı ifade çerçevelerine
sokulmuş bulunmaktan korumaya çalıştığım bu eser, vecd kaynağımızdan hayat iksiri
değerinde bir damlacıktır ve Büyük Doğu ideâlinin tâcıdır." / N.F.K. Necip Fazıl'ın,
"her kelimesi üzerinde beynini kanatıcı ve kalemini yakıcı bir saygı, kaygı ve titizlikle"
üzerine eğildiği, Abdülhakîm Arvasî'ye ait Rabıta-i Şerife, isminden de anlaşılacağı
üzere, çok özel bir bahsi, "Râbıta"nın nasıl yapılacağını, usûl ve âdâbını çerçeveliyor.
Kitabın ikinci bölümünde ise, Efendi Hazretlerinin ders, takrir ve mektuplarından
çeşitli mevzular, Vahdet-i Vücud bahsinin geniş bir mütalâası ve "Ruh Risalesi"
var.
|
DOĞRU YOLUN SAPIK KOLLARI
Kendisinden sonra ümmetinin 73 fırka olacağını, bu fırkalardan
da sadece birinin nura yöneleceğini haber veren Allah Resulü'nün vefatlarından sonra
ilk alâmetleri Hazret-i Osman zamanında görülmeye başlayan sapık itikad ve davranışlar,
dallardaki bütün ihtilâflı manzarasına rağmen aynı illetli kökte birleşirler: Kuru
akıl ve şeytanî hayal… Ümmetin temel yapısı olan Sahabi diyor ki: "O'nu dinlerken
öyle olurdu ki, âdetâ başımızın üstünde, kirpiğimizi kımıldatsak uçup gidecek ışıktan
bir kuş varmış gibi mıhlanır kalırdık." Sahabînin temsil ettiği vecd ve teslimiyetin
zamanla kabuk tutmaya başlamasiyle, meydan yerini, gönül ateşi yerine tüten akıl
dumanının kaplaması kaçınılmazdı; öyle de oldu ve ardından, ilk olarak siyasi bir
ihtilâf halinde başgösteren ve daima yahudinin güttüğü ayrılık ve aykırılıklar itikadî
sapıklıklara yol verdi. Kitapta, "Sünnet ve Cemaat Ehli" anlayışı dışında kalan
batıl ve sapık kollar, ilk örneklerinden itibaren tarihî bir geliş halinde teşrih
edilir ve günümüze bağlanırken, gaye şöylece ifadesini bulur: Dâva, İslâmı olduğu
gibi bulmak, dinin ulvî ve mücerred hakikatini meydana çıkarmaktır; uydurmak ve
kendi hakikat vehmine feda etmek değil…
|
BAŞMAKÂLELERİM 1
1950'nin başlarından itibaren Necip Fazıl'ın bilhassa Büyük
Doğu dergi ve gazetelerinde o gün veya o haftanın gündemini teşkil eden konular
ve baş meseleler etrafında kaleme aldığı makâleler… Bu dizinin ilk kitabında, 1952-54
tarihleri arasında yazılmış başmakâleler derlenmiştir.
|
TASAVVUF BAHÇELERİ
"İrşad edicim, Kurtarıcım ve Efendim Abdülhakîm Arvasî Hazretleri'ne
ait, dışından öğretici mahiyette bu son asrın en büyük din eserini, en titiz sadakat,
en derin dikkat ve en keskin haşyetle sadeleştirirken, kendimden ekleyeceğim biricik
ölçü, Büyük Veli'nin muazzez ruhaniyetine sığınmak ve affını dilemektir." / N.F.K.
Kitapta, tarifinden başlayarak, Tasavvufun gayesi, konusu ve terimleri; Nakşî Yolunun
Hususiyetleri ve ayrıca Sufî, Mutasavvıf, Melamî ve Fakir gibi tabirler izah edilmektedir.
|
ÇERÇEVE 3
"Çerçeve" serisinin üçüncü kitabı. Hep aynı ölçüyle, Necip
Fazıl'ın daha ilk yazısında belirttiği, "eşya ve hadiselerin ruhunu vezneden bir
miyar"la hadiseleri çerçevelediği ünlü köşesi için kaleme aldığı yazılar... Bu Kitap'ta,
1956'da Büyük Doğu, 1964'de Bugün ve 1965'de Yeni İstanbul gazetelerinde yayınlanmış
Çerçeve'ler yer almaktadır.
|
NAMIK KEMÂL
Tanzimatın ilânı ve Namık Kemâl'in doğumunun 100'üncü yıldönümü
münasebetiyle Maarif Vekâleti tarafından 1939'da kendisine yapılan teklif üzerine
yazdığı bu eser, hem Necip Fazıl'ın ilk biyografisi, hem de "Ulu Hakan Abdülhamîd"
isimli eseriyle ortaya attığı tezlerin hazırlığı niteliğindedir. Eserde, şahsı,
eseri ve tesiriyle ele alınan Namık Kemâl hakkındaki toplayıcı hüküm, O'nun kucaklamaya
çalıştığı sanat şubelerinde şahsî bir zevk ve idrak belirtmediği, sadece tebliğci
bir cemiyet adamı olduğu noktasındadır.
|
HÜCUM VE POLEMİK
Necip Fazıl, içini doldurduğu fikir ve sanat şubeleriyle eğer
çok köşeli bir yıldıza benzetilecek olursa, bu yıldızın en sivri ve göze batan köşesi,
şüphesiz ki, onun polemikçi kimliğidir. O büyük bir polemikçidir; ve aslında bu
büyüklüğün en iyi farkında olanlar da, onun fikir düşmanlarıdır. "Hücum ve Polemik",
fikir öfkesini, kıymet hükümlerinin hamle ve irade kaynağı bilen Necip Fazıl'ın,
Bâbıâlide geçen 50 senelik ömrü müddetince bir an geri adım atmadığı ve sendelemediği
kavgasının belgeleri olarak derlenmiş ve kitaplaştırılmıştır.
|
RAPOR 1/3
1971'de Sıkıyönetimin ilaniyle 15'inci devresini kapatan Büyük
Doğu dergisini dört-beş sene sonra tekrar çıkarmaya karar verer Necip Fazıl, daha
hazırlık safhasında, genel bir akâmet, iktidarsızlık, fesat ve çürüme ortamiyle
karşılaşınca; "Büyük Doğu çıkamaz! Ancak (Rapor 1-2-3..) diye yeni bir tarz düşünülebilir!"
hükmüne varır. Raporlar, aylık yazılar şeklinde 1976 - 1980 yılları arasında 13
sayı çıkmıştır. Bu serinin birinci kitabında, ilk üç Rapor, ikinci kitabında 4'üncü,
5'inci, 6'ncı Rapor, üçüncü kitabında 7'nci, 8 'inci, 9'uncu Rapor ve dördüncü kitabında
da, 10'uncu 11'inci, 12'nci ve 13'üncü Rapor birarada yayınlanmıştır.
|
RAPOR 4/6
Bkz. 54) Rapor 1 - 3
|
RAPOR 7/9
Bkz. 54) Rapor 1 - 3
|
RAPOR 10/13
Bkz. 54) Rapor 1 - 3
|
YENİÇERİ
Yeniçeri'yi dünyanın ilk teşkilatlı ve meslekî ordusu olarak
gören ve gösteren Necip Fazıl'a göre, Yeniçeri, kuruluşundan sonraki ilk iki asır
içinde ideal askerdir ve devletinin gayesine ve ahlakına bağlıdır. Tanzimata kadar
sürecek olan sonraki üç asır içindeyse bizzat devlet süikastçısı bir âsidir. Yeniçerinin
bu çöküşü, ruhî ve sosyal bir müessire, iman vecd ve aşkının gönüllerden uçup gitmesine
bağlıdır ve Yeniçeri, bu korkunç ve hazin tecelliyi göstermekte sadece bir vesiledir.
Bu eser, müellifinin bizzat belirttiği gibi, tarihî rezalet ve fecaatlerin bir hikâyesi
olarak kaleme alınmış olmaktan ziyade, Yeniçerinin işe nereden başlayıp, işi nerede
bitirdiğini göstermek ve bunun ruhî ve sosyal müessirlerini çerçevelemek gayesiyle
yazılmıştır.
|
REŞAHAT
Tasavvufî hikmetleri ve evliyâ menkıbelerini anlatan temel
eserlerin önde gelenlerinden biri olan, Mevlana Safiyüddin Hazretlerine ait Reşahat
isimli eserin, "Necip Fazıl üslûbu" ile sadeleştirmesi ve özleştirilmesi… Eserde
Silsile-i Zehebe bağlı velîlerin menkıbeleri yanında, Abdülhalik Gücdevanî Hazretlerinin
sistemleştirdiği Yolun Temel Ölçüleri ve Hoca Ubeydullah Ahrar Hazretlerinin hayatı
anlatılmaktadır.
|
BAŞMAKÂLELERİM 2
Başmakâle dizisinin ikinci kitabı, 1956'da günlük ve 1959'da
haftalık olarak yayınlanan Büyük Doğu dergilerinde yayınlanmış bütün makâlelerinin
biraraya getirilmesiyle oluşmakta. Kaleme alındığı tarihî dönem ve özellikle Necip
Fazıl - Menderes ilişkisi düşünüldüğünde makâleler ayrı bir önem kazanmaktadır.
Hele ki, 1959 senesinin son aylarında yazılan ve birçok insan tarafından ibretle
okunup saklanan "1960 Son Vade" başlıklı makâle, çok geçmeden gelen ve Menderes
hükümetinin bütün vâdelerini dolduran İhtilâlle birlikte daha iyi anlaşılabilmiştir.
|
MEKTÛBAT
İmam-ı Rabbânî Hazretlerine ait Mektubat'ı, "Allah ve Resulünün
kitaplarından sonra dinin en büyük eseri" ifadesiyle takdim eden Necip Fazıl'ın
bu kıymetli eserden sadeleştirdiği mektup parçalarından bir demet… Vaktiyle Büyük
Doğu dergilerinde yayınlanmış mektuplar, 1'den 24'üncü mektuba kadar eksiksiz olarak
sadeleştirilmiş, daha sonrakiler ise konularına göre bir tercihe tabi tutulmuştur.
|
BAŞMAKÂLELERİM 3
1960 ihtilâlinde zindana 74 kilo olarak girip oradan 57 kilo
çıkan Necip Fazıl, ferdiyetine tam kapanmakla cemiyete tam açılmanın yol ayrımında,
dış şartların bütün olumsuzluğuna rağmen kendini bulur bulmaz, Yeni İstiklal gazetesinde
makalelerine başlamış, ardından da Büyük Doğu'yu tekrar çıkarmıştır. Başmakale dizisinin
bu üçüncü kitabı, O'nun 1960 sonrası kaleme aldığı makâleleri içermektedir.
|
ÇERÇEVE 4
Çerçeve serisinin dördüncü kitabı. Bu Kitap'ta yer alan yazılar,
1966-1977 tarihleri arasında kaleme alınmıştır.
|
GÖNÜL NİMETLERİ
İmam Kastalanî'nin, Allah Resulü'nün hayatını anlatan "El-Mevahibü'l
Ledüniyye" eserini, Gönül Nimetleri ismiyle, Şair Bâki çevirisinden kendi üslubuna
dökerek günümüz diline aktaran Necip Fazıl, kitaba yazdığı takdimde, dikkatleri
şu noktaya çekmektedir: "Okuyucuların Kainatın Efendisine ait bu eseri, benzerleri
arasında en eminlerden biri tanımalarını diler ve bu mukaddes mevzu karşısında haşyetle
susmaktan ve eseri tatmaya çalışmak tavsiyesinden başka söz olmadığını bildiririz…"
|
EDEBİYAT MAHKEMELERİ
EDEBİYAT MAHKEMELERİ: Bu başlık altında, 1945 Büyük Doğu dergilerinde
neşredilmiş yazılarda, edebiyat dünyamızın ünlü isimlerinden Tevfik Fikret, Yahya
Kemal, Mehmet Akif ve Nurullah Ataç, mizah üslûbuyla bir mahkeme mizanseni içinde
kritik ediliyor. Ayrıca farklı zaman ve mekanlarda Necip Fazıl nezaretinde yapılan
sohbet toplantılarında "Tevfik Fikret" ve ayrı bir bahis olarak "şiir" ele alınıyor.
DOĞU EDEBİYATI: Doğu edebiyatına kısa ve genel bir girişten sonra, Arap Edebiyatı
bölümünde "Muallakat-ı Seb'a" şairleri; Fars edebiyatı bölümünde ise Baba Tahirden
başlayarak ilk şehnameciler ve Firdevsi, hayatı, edebi kıymeti ve eserlerinden örneklerle
anlatılıyor, Mısır Edebiyatı bölümünde Papiruslar üzerine yazılmış Annana isimli
bir kâhine ait en eski bir hikayenin tercümesi bulunuyor. Eserin son bölümünde ise
Doğunun Büyükleri başlığı altında, Nizami, El-Maarri, Ömer Hayyam, İbn-i Fariz ve
Sadi ele alınmış ve eserlerinden oldukça hacimli tercümeler yapılmıştır. DİL RAPORLARI:
"Zavallı Türkçe" ve "Dil Laboratuarından" ana başlıkları altında bir taraftan lisana
dair ölçüler verilirken, diğer taraftan, "teşhis"le birlikte, Türk dilinin içine
sürüklendiği kaostan çıkması için çarelerin neler olabileceği üstünde duruluyor.
|
ÇERÇEVE 5
Çerçeve serisinin beşinci kitabı. Bu Kitap'ta, 10 Mart - 26
Aralık 1978 tarihleri arasında bir gazetede yayınlanmış fıkralar bir araya getirilmiştir.
|
HÂDİSELERİN MUHASEBESİ 1
Eser, "gündelik politika tekerlemeciliği sanatkârın ulvî faaliyetine
yakışmayan bir iş olduğu kadar, benim de işim değildir!" diyen Necip Fazıl'ın sosyal
ve siyasî olaylar üzerindeki duyuş ve görüş vazifesiyle "Hâdiselerin Muhasebesi"
başlığı altında ve (Be-De) imzası kullanarak kaleme aldığı yazılarının 1. cildidir.
Bu serinin ilk kitabında, günümüzde ibretle okunması gereken 1943-1949 yılları arasındaki
hâdiselerin muhasebesi yapılmaktadır. |
Bu bölüme özel dosyalar:
»»»
Aşağıdaki 22 dosya, Üstad'ın bazı eserlerinin pdf formatındaki halleridir. İnternet
üzerinden yapılan aramalarda elde edilmiştir.
(Bu dosyaları okuyabilmek için gerekli olan programı
şuradan indirebilirsiniz.)
1 - |