|
Hayatı
26 Mayıs 1905'te İstanbul'da doğdu. Çocukluğu, büyük babasının İstanbul Çemberlitaş'taki konağında geçti. İlk ve orta öğrenimini Amerikan ve Fransız Kolejleri ile Bahriye Mektebi'nde (Askeri Deniz Lisesi) tamamladı. Lisedeki hocaları arasında Yahya Kemal, Ahmet Hamdi(Akseki), İbrahim Aski gibi isimler vardı. Necip Fazıl hocalarından en çok İbrahim Aski'nin etkisinde kalmıştır. Tasavvufla ilk tanışması da hocası İbrahim Aski'nin verdiği kitaplarla olmuştur.
Necip Fazıl Kısakürek, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nü bitirdikten (1924) sonra, Milli Eğitim Bakanlığı bursu ile gönderildiği Fransa'da, Sorbonne Üniversitesi Felsefe Bölümü'nde okudu. Türkiye'ye dönüşünde Hollanda, Osmanlı ve İş Bankalarında müfettiş ve muhasebe müdürü olarak çalıştı. Robert Kolej, İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi, Ankara Devlet Konservatuarı, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nde ders verdi(1939-43). Sonraki yıllarında edebiyata yönelerek fikir ve sanat çalışmaları dışında başka bir işle meşgul olmadı.
Necip Fazıl, annesinin arzusuyla şair olmak istedi (bunu düşündüğünde henüz 12 yaşındaydı) ve ilk şiirleri Yeni Mecmua'da yayımlandı. Milli Mecmua, Anadolu, Varlık ve Yeni Hayat dergilerinde çıkan şiirleriyle kendinden söz ettirmeyi başardı. Daha sonra Paris'e gitti ve dönüşünde yayımladığı Örümcek Ağı ve Kaldırımlar adlı şiir kitaplarıyla edebiyat dünyasında patlama yaptı. Necip Fazıl bu eserleriyle genç yaşta şöhreti yakalayarak, çağdaşı şairlerin önüne çıkmayı başardı. Edebiyat çevrelerinde hayranlık aynı zamanda heyecan uyandırdı. 1932'de Ben ve Ötesi adlı şiir kitabını çıkardığında henüz otuz yaşına basmamıştı.
Necip Fazıl için 1934 yılı hayatının dönüm noktası oldu. Çünkü hayat felsefesinin değişmesine neden olan ve Beyoğlu Ağa Camii'nde vaaz vermekte olan Abdülhakim Arvasi ile bu dönemde tanıştı. Ve bu kişiden bir daha kopmadı. Necip Fazıl'ın, üstün bir ahlak felsefesini savunduğu tiyatro eserlerini birbiri ardına edebiyatımıza kazandırması bu döneme rastlar (Tohum, Para, Bir Adam Yaratmak).
Necip Fazıl aralıklarla gidip uzun sürelerle kaldığı Ankara'ya üçüncü gidişinde, bazı bankaların da desteğini sağlayarak 14 Mart 1936'da haftalık Ağaç dergisini çıkarmıştır. Yazarları arasında Ahmet Hamdi Tanpınar, Ahmet Kutsi Tecer, Mustafa Sekip Tunç'un da bulunduğu Ağaç dergisi, yeni kapanan Yakup Kadri'nin Kadro dergisi yazarları Burhan Belge, Vedat Nedim Tör, Şevket Süreyya Aydemir ve İsmail Hüsrev gibi yazarların savunduğu ve dönemin etellektüellerini hayli etkilemiş bulunan materyalist ve marksizan düsüncelerine karşı spiritüalist ve idealist bir çizgi izlemiştir. Ankara'da altı sayı çıkan Ağaç dergisi daha sonra İstanbul'a nakledilmiş ancak fazla okur bulamadığından haftalık Ağaç dergisi 17'nci sayıda kapanmıştır.
Necip Fazıl, 1943 yılında dinsel ve siyasal kimliği ön plana çıkan Büyük Doğu adlı dergiyi çıkardı. 1978 yılına kadar aralıklarla haftalık, günlük ve aylık olarak çıkarılan Büyük Doğu'da iktidarlara cephe alan Kısakürek, yazı ve yayınları yüzünden mahkemelik oldu, hapse girdi ve dergi birçok kez kapatıldı. Sultan Abdülhamit taraftarı olan Necip Fazıl giderek İslamcı kesimin önderlerinden biri oldu. Ağaç dergisinde olduğu gibi, Büyük Doğu'nun ilk sayılarında da yazar kadrosu hayli kozmopolittir. Bedri Rahmi, Sait Faik gibi yazarların imzası dergi sayfalarında görülmektedir. Ancak, Büyük Doğu, dinsel bir kavga organı durumuna gelince bu yazarların bir kısmı ayrılmıştır. Necip Fazıl 1947 yılında Büyük Doğu toplatılınca Kasım-Aralık ayları arasında üç sayı devam eden Borazan adlı siyasal mizah dergisini çıkarmıştır. Sık sık kapatılan veya toplatılan Büyük Doğu'nun çıkmadığı dönemlerde günlük fıkra ve çesitli yazılarını Yeni İstanbul, Son Posta, Babialide Sabah, Bugün, Milli Gazete, Hergün ve Tercüman gibi gazetelerde yayımlayan Necip Fazıl, Büyük Doğu'da çıkan yazılarında kendi imzası dışında Adıdeğmez, Mürid, Ahmet Abdülbaki gibi takma isimler kullandı. 1962 yılından itibaren de hemen hemen tüm Anadolu şehirlerinde konferanslar verdi.
Necip Fazıl, Sabır Taşı adlı oyunuyla 1947 yılında C.H.P. Piyes Yarışması Birincilik Ödülü'nü almış, doğumunun 75. yıldönümünde Kültür Bakanlığı'nca "Büyük Kültür Armağanı" ödülünü (1980) ve Türk Edebiyatı Vakfı'nca "Türkçenin Yaşayan En Büyük Şairi" ünvanını almıştır.
1980'de Kültür Bakanlığı Büyük Ödülü'nü, 'İman ve İslam Atlası' adlı eseriyle fikir dalında Milli Kültür Vakfı Armağanı'nı (1981), Türkiye Yazarlar Birliği Üstün Hizmet Ödülü'nü (1982) almış beratla 'Sultan-üş Şuara' (Şairlerin Sultanı) ünvanını kazanmıştır
Necip Fazıl Kısakürek yazılarını yazmaya devam ederken uzun süren bir hastalık dönemi geçirdi ve sonra 25 Mayıs 1983'te Erenköy'deki evinde öldü. Fatih'te düzenlenen cenaze merasiminden sonra Eyüp sırtlarındaki (Piyer Loti'deki) kabristana defnedildi.
|
Abidin Dino'nun Gönderdiği Mektup
 Necip,
Mehmedin doğması - bilmem inanır mısın - benim için bir bayram. Çok seviniyorum. Yüzünü gözünü merak ediyorum. Nasıl şey, çok bağırıyor mu? Görmek lazım vesselam
Dünya yüzüne ayağı uğurlu geldi. Mehmet bu, şaka değil, kolhoz reisi filan olur inşallah.
Seni öperim
Karına, yeryüzüne bir Mehmet kazandırdığı için teşekkür, ellerinden öperim.
Abidin
(Mehmed'e selam, artık çabuk büyüsün, unutma söyle)
|
Aziz Nesin'in Mektubu

Aziz Nesin NESİN VAKFI P.K.5 - ÇATALCA İstanbul - 5 Aralık 1980
Üstad,
Çoktan beri ziyaretinize gelmek istiyorum. Ancak ben, sizden çok uzakta oturuyorum. Çatalca'da kimsesiz çocuklar için kurduğum vakıfta yaşamaktayım. Yine de bir gün ziyaretinize geleceğim.
Kültür Bakanlığı büyük ödülünü kazandığınız için sizi candan kutlarım. Bu ödülü almakla Kültür Bakanlığını onurlandırdınız.
Size gelecektim, ama üç gün sonra Almanya'ya gidiyorum; bir ay sonra döneceğim.
Altı yıldan beri "Nesin Vakfı Edebiyat Yıllığı" adı ile bir yıllık çıkarmaktayım. Size son sayısını gönderiyorum, tetkik etmeniz için. İnşaallah yüzüncü yaşınızda da sizi tebrik etme bana kısmet olur. Ben sizden dokuz yaş küçüğüm.
Nesin Vakfı Edebiyat Yıllığı için, yetmişbeşinci yaşınıza dair bir yazı vermenizi rica ediyorum. Bu yazıyı eski Türkçe yazabilirsiniz. Size daha kolay gelirse. Yazmağa zamanınız yoksa bu mektubu size getiren hanıma söyleyerek yazdırabilirsiniz. Ama ben sizin yazınızı tercih ederim.
Yazı istediğiniz uzunlukta olabilir. Her ne isterseniz yazınız. Mesela yetmişbeşinci yaşınız dolayısıyla bir muhasebe, geçmişle muhasebe... Yahud hatıralarınızdan bir bölümü anlatabilirsiniz. Şiirinizde yahud tiyatro yazarlığınızdaki merhaleleri de açıklayabilirsiniz, ya da büsbütün başka şeyler...
Yazınızla birlikte bir de fotoğrafınızı rica ediyorum.
Bu yıllığın neşri gecikmişti. Bu münasebetle mümkün olduğu kadar çabuk gönderirseniz beni sevindireceksiniz.
Ziyaretinize geleceğim.
Yolunuz düşerse bir gün sizi vakfa da misafir etmekten şeref duyarım.
Neslihan Hanımefendiye lütfen saygılarımı bildiriniz.
Her zaman dostluklar.
|
Dönemin Maarif Vekili (Milli Eğitim Bakanı) Hasan Ali Yücel'in Mektubu

T.C. MAARİF VEKİLLİĞİ HUSUSİ 26.5.1941
Kardeşim,
..........Maalesef İstanbul'da sizinle konuşmaya müsait bir zaman bulamadım. Doğru olduğunu bildiğimiz ve iyi yaptığımıza inandığımız işlerde memleket efkârı umumiyesine ve onun makesi olan vicdanlarımıza hesap vermekten başka bir vazife tanımıyoruz. Bununla müteselliyiz. Gözlerinizi öperim kardeşim.
Yücel
|
Sultan Abdülaziz'in Torunu Mahmud Şevked Efendi'nin Mektuplarından Satırlar

Sultan Abdülaziz'in torunu Mahmut Şevket Efendi Hazretlerinin Fransa'dan yazdığı mektuplarında Üstaz, büyük mücahid Necip Fazıl beyefendi hakkındaki yazdığı satırlar aynen aşağıdadır.
4.8.968 tarihli mektubundan:
"Necip Fazıl'ın Sultan Vahidüddin için Bugün gazetesinde yazdıklarını dikkatle takip ediyorum. Maalesef gazete sıra numarasiyle muntazaman gelmediği için bazı eksik nüshaları var herhalde. Sizden rica edip eksikleri isteyeceğim, lütfedeceğinizden eminim. Şimdiye kadar kimsenin yazmağa cesaret edemediği şeyleri tarihimiz huzurunda yazıdığı için Necip Fazıl'a kalben müteşekkir ve minnettarım. Teşekkürlerini kendisine takdim etmek isterim. Ama bilmem ki, rahatsız eder miyim? Şimdiye kadar okuduklarım aliyyül-âlâ... Bakalım sonu nasıl gelecek?"
17.8.968 tarihli mektubundan:
"Necip Fazıl'ın Bugün gazetesinde Sultan Vahidüddin için tarih huzurunda yazıdığı hakikatlere hayranım. Kendisine minnet ve teşekkürlerimi ifadeye acizim. Maalesef bana gelmeyen bu gazetenin sayıları eksiktir. Bir kaç nüsha gelmedi."
28.11.968 tarihli metubundan:
"Lütfen gönderdiğiniz Sultan Vahidüddin hakkındaki kitap için size çok çok teşekkür ederim. Necip Fazıl'a dahi minnettarım. Lakin kendileri de muhakkak takdir ederler ki, çok eksikleri var. Çok temenni ederim ki bunları da o tamamlar. Ve büyük babam için de yazdıklarını tashih eder. O zat mert bir insandır. Bunu yapacağına ümitvârım."
|
Süleyman Demirel'in Mektubu

Muhterem Efendim,
12 nolu rapor ile iki adet Sabah gazetesi elime ulaştı. Çok teşekkür ederim.
Vatanın bu mübarek köşesinde, Cenab-ı Allah'tan millete ve memlekete yardımcı olmasını niyaz ederek, toprağı kanlar içinde kucaklamış kefensiz şühedanın aziz ruhlarına manevi huzurunda olmanın engin hissiyatı içerisindeyim.
Türkiye'ye sadakatle bağlı olanların doğru olan yolunda yürümeyi nasip ettiği için Allah'a şükürler olsun.
Mübarek kurban bayramınızı tebrik eder sevgi ve saygılar sunarım.
S.Demirel
|
Mehmet Şevket Eygi'nin Mektubu

Hannover, 11 Mayıs 1970
Pek muhterem Üstadım Efendim,
Önce selam ve hürmetlerimi arzeder, Cenabı Hak'dan sıhhat, afiyet ve güzel günler dileyerek ellerinizden öperim.
Gurbet hayatının dağdağaları içinde size yazmakta geciktim; kabahatliyim. Ancak ümidim odur ki meşru mazeretim karşısında beni mazur görürsünüz.
Size karşı herhangi bir hürmetsizliğim katiyyen mevzuubahis olamaz. Küçük yaşımdan beri kıymetli yazılarınızı, Büyük Doğuları okuyarak yetişmiş bir kimsenin size ihtiram etmemesi küfran-ı nimet olur. Yukarıda da arzettiğim gibi, çeşitli gaileler ve sıkıntılar içinde mektup yazamadım, o kadar...
Gazete, buyurduğunuz gibi perişandır. Elimden birşey gelmiyor. Çünkü şu anda tam birbuçuk seneden beri gurbetteyim. Muhabere ile gazete idare edilemez. Allah'a çok şükürler olsun ki, hâlâ intişar ediyor...
Muhterem Üstadım. Gerçi bana biraz kırgınsınız... Fakat ben yine sizden bir istirhamda bulunacağım:
BUGÜN'e Mayıs'ın 29 unda başlamak üzere iyi kötü bir hamle yaptırtmak istiyorum. Vaktiyle bendenize bahs etmiştiniz: ADNAN MENDERES'in hayatı hakkında bir tefrika yazmayı... Şayet uygun görürseniz ve bize böyle bir tefrika lütfederseniz, idaresizlikten hayli okuyucu kaybeden ve mali durumu iyice sarsılan gazetemize büyük bir yardımda bulunmuş ve bendenizi minnettar kılmış olursunuz.
Mektubumu size gazeteden Ahmed Hulusi Gürbüzol takdim edecektir. İşin mali vechesini görüşmeğe selahiyeti vardır.
Bilvesile tekrar arz-ı ihtiramat eylerim Üstadım Efendim.
Mehmet Şevket Eygi
|
Muzaffer Somay'ın Mektubu

Muhterem Necip Fazıl Kısakürek,
Türkiye Milli Kültür Vakfı'nın milli kültürümüze hizmet eden eserler için ihdas ettiği ve ilk baskıları 1981 yılında yapılmış eserlerin Kültür Komitesi başkanı sayın Prof. Dr. Salih Tuğ'un başkanlığında toplanan heyet tarafından yapılan değerlendirmesinde "İman ve İslam Atlası" adlı eseriniz fikir dalında Türkiye Milli Kültür Vakfı armağanına layık görülmüştür.
Sizi tebrik eder, başarılarınızın devamını diler, aşağıda belirtilen gün ve saatte armağan dağıtım töreninde bulunmanızı saygıyla rica ederiz.
Muzaffer Sonay Genel Sekreter
|
İslam Çupi ve Namık Sevik'in Mektubu

Üstadımıza...
İlgi ve yanıtlarınızla MİLLİYET'e şeref kazandırdınız...
Sevinçleri ile çileleri ile hapishanesi ile kalemdeki benzersiz ustalığı ile, Bâb-ı Âli'de ve Türk Edebiyatında aşılmaz ve erişilmez olmuş Üstadımıza, Türk sporuna bakış açısı sebebi ile duyduğumuz hayranlık ve saygıyı, bir kere daha tadmak mutluluğuna erdik...
Sağlıklı bir yaşam diler izninizle ellerinden öpmek isteriz...
İslam Çupi - Namık Sevik
|
Necip Fazıl'ın Neslihan Kısakürek'e Gönderdiği Mektup

13.10.44
Pek sevgili karıcığım;
Mektubun, dün akşam, tam beş günde elime geçti. Bu teehhüre aklım ermedi. Her neyse, mahzunluğum kısmen geçti. Ben fevkalade iyiyim. Geceli gündüzlü emrimi bekliyorum. Daha bir işaret yok... Bugün telgrafla Ankara'dan soracağım. Vazifelerine intizamla devamın beni son derece memnun etti. Ben de çok şükür aynı intizam içindeyim. Allah, tam gönlümüzden ve en büyük aşkla bağlı olduğumuz Allah, hepimizi, bu ve öteki dünyada saadete nail etsin... Seni Allah'a emanet ederim, hasretle öperim.
Kocan Necip Fazıl
|
Necip Fazıl'ın Mehmet Kısakürek'e Gönderdiği Mektup

Sevgili evladım;
Telefonum arızalı olduğu için Ragıp Şener'e sana (300) göndermesi emrini şu anda mektupla bildirdim. Derhal takip et ve al! Allah seni muvaffak ve mesut etsin... Annene hiçbir istek ve şikayette bulunma ve doğruca beni ara!.. Ben seni pazarertesi öğleye doğru arar ve vaziyeti öğrenirim
Allah'a emanet ol!..
Necip Fazıl
|
Necip Fazıl'ın Çetin Altan'a Gönderdiği Mektup

Çetin,
"Hürriyet" isimli bir yazını okudum. Seni tebrik ederim. Arada, ruhuna nûranî mânalar inebiliyor. Böyle söylediğim için kusuruma bakma!.. Beni ve sana karşı fikirlerimi bilirsin... Beni sorma; zindandayım!.. Bu kadarı kâfi değil mi?.. Bir gün beni görmeye değecek kadar maziden mâna ve hatıra taşıyorsan gel!..
Sana Haktan gerçek selamet ve saadet dua ederim.
Necip Fazıl Toptaşı Cezaevi - Üsküdar
|
Necip Fazıl'ın Akif İnan'a Gönderdiği Mektup

Sevgili Akif;
Nasip olursa 22 Eylül Cuma akşamı motorlu trenle Ankara'da olacağım. Ertesi günü 14 - 15 Şaban gecesidir. Mubarek ve muazzez gece... O günün akşamı Bağlum'da olmak, akşam namazını orada kılmak ve Efendimi ziyaret edip seninle şehre dönmek niyetindeyim. Bütün bir yılın beratlarını o gece kullarına veren Hakkın bu kudsi gecesinde malum toplantıyı yaparsak çok daha iyi olur. 26 Eylül'den vazgeçelim de sizin tayin edeceğiniz kadroyu (14 -15 Şaban) Cumaertesi akşam toplayalım. Hatta mahremiyet sağlanabilirse o akşam Reşat'ta toplanalım ve yine güzel bir yemeğini yiyelim. Pazar günü sabah da ben dönerim. 26 Eylül muhakemesine de girmeyiveririm. Herhalde başta Reşat ve sen 22 Eylül akşamı beni karşılayınız. O akşam da sen evinde etli tarafından zengin bir yemek tertiple!..
Hakka emanet olun...
Necip Fazıl
|
Necip Fazıl'ın Necmettin Erbakan'a Gönderdiği Mektup

Necmeddin Bey;
İslâm'da hak ihtar 3 ise size aziz gaye uğrunda en aşağı 300 kere baş vurmuş olan fikir babanız mevkiindeki bu adama, en son, Adalet Bakanı Müftüoğlu'nun evindeki nihaî toplantıdan sonra takındığınız daimî ve cibillî "boş verme" tavrından, artık bu dâvayı kurtarmak değil, harcama yolunda olduğunuza inanıyor; ve dâvanın gerçek kurtuluşunu, onu yanlış ve kötü temsil edenlerden kurtulmakta buluyorum.
Umumî efkâr karşısına çıkmadan bu kısa mektubumu, veda mahiyetinde size göndermeyi fikir namusu gereği bilir ve herşeyi Hakkın takdirine havale ederim.
Necip Fazıl
|
Celal Bayar'dan Gelen Telgraf

Büyük Doğu Mecmuası Yazı İşleri Müdürlüğüne
Bir arkadaşım Mecmuanızın 4 Kasım 1949 tarihli sayısının 8 ve 9'uncu sahifelerinde "Celal Bayar" başlığı altında yayınlanan fıkrayı bana gösterdi. Şahsıma ve dolayısiyle Demokrat Partiye karşı bir kısım vatandaşların vicdanlarında şüphe yaratmak gibi kötü maksatla kaleme alındığı besbelli olmasına rağmen, bu fıkrada naklolunan muhaverenin vaki olmadığının aynı sahife ve sütunlarınızda tekzip edilmesini talep ederim.
Celal Bayar
|
Abdullah Gül'den Gelen Telgraf

Necip Fazıl Kısakürek'e...
İslam davasının zerre tavizsiz müdafii Üstadımıza İslam davasının agora meydanlarında sağırların kulağını patlatacak gür seslilikte aksiyoneri Büyük Doğu Gençliğinin ruh gıdası mecmuanızı tekrar çıkarışınızdan dolayı size minnettarlıklarımızı arzeder, hangi şartlar altında olursa olsun hal neyi icap ettirirse ettirsin yüzde yüz emrinizde olduğumuzu bildirir hürmetlerimizi sunarız. Yarın elbet bizim elbet bizimdir. Gün doğmuş gün batmış ebet bizimdir.
Mehmet Tekelioğlu Abdullah Gül Ahmet Taşcı
|
Fahri Korutürk'ten Gelen Telgraf

Sayın Necip Fazıl Kısakürek,
Cumhurbaşkanlığına seçilmem münasebetiyle vaki nazik tebrikinizi ve samimi temennilerinizi hararetle teşekkür eder, mutluluklar dilerim.
Fahri S. Korutürk Cumhurbaşkanı
|
Oğuzhan Asiltürk'ten Gelen Telgraf

Sayın Necip Fazıl Kısakürek İstanbul
23.7.1975 tarihli mektubunuzu aldım. Bahse konu şahsın tayini yapılmıştır.
Bilgilerinizi rica eder saygılar sunarım.
Oğuzhan Asiltürk İçişleri Bakanı
|
Alparslan Türkeş'ten Gelen Telgraf

Sayın Necip Fazıl Kısakürek,
Dost zatı aliniz ve muhterem eşiniz hanımefendi olmak üzere bütün ailenizin kurban bayramınızı candan tebrik eder Cenab-ı Hak'tan sağlık ve saadetler dilerim; bu vesileyle selam ve saygılar sunarım.
Alparslan Türkeş MHP Genel Başkanı ve Başbakan Yardımcısı
|
Ahmet Duran'dan Gelen Telgraf

Necip Fazıl Kısakürek'e
Muhterem Üstadım, bizleri hak davada yalnız bıraktığınız için ne kadar üzgünüm bilemezsiniz. Ya biz ya ülkücüler. Selamlar
Ahmet Duran Balıkesir
|
MHP İstanbul Gençlik Teşkilatı'ndan Gelen Telgraf

Necip Fazıl Kısakürek Hergün Gazetesi İstanbul
Değerli Üstadımız, müslüman Türk Milletinin fikir hareketinin öncülüğünü yaptığınız için sizi hürmetle selamlıyorum. Son olarak Hergün Gazetesinde yayınlanan yazılarınızı büyük bir ilgi ile takip etmekteyim. Müslüman Türkün yegane gençliği olan ülkücü kadronun bir neferi olarak saygılar sunar her an yanınızda olduğunuzu belirtirim.
Faik İçmeli MHP İst. Gençlik Teşkilatı Başkanı
|
Necip Fazıl Kısakürek'in Vasiyeti

1 — Bu vasiyet, çoluk-çocuğumun ve şahsî yakınlarımın dar ve hususî kadrosundan ziyade, onların da içinde olduğu geniş ve umumî zümreyi muhatap tutuyor. Başta gerçek Türk'ün ruh köküne bağlı yeni gençlik, şu kadar yıllık mücadele hayatımda beni okumuş veya dinlemiş her fert, kısaca Allah ve Resulüne perçinli herkes... Onlara hitap ediyorum ve dileklerimin yerine getirilmesi için gerekli çalışmayı işte bu yeni gençliğe ısmarlıyorum! Eğer üzerilerinde bir hakkım varsa, Hesap Gününde tek tek sorumludurlar. Emanetim, beni seven ve İslâm dâvasında bir hak sahibi olduğumu kabul eden herkese...
2 — Fikir ve duyguda vasiyete lüzum görmüyorum. Bu bahiste bütün eserlerim, her kelime, cümle, mısra ve topyekûn ifade tarzım vasiyettir. Eğer bu kamusluk bütünü tek ve minicik bir daire içinde toplamak gerekirse söylenecek söz «Allah ve Resulü; başka her şey hiç ve bâtıl» demekten ibarettir.
3 — «Büyük Doğu -b.d. Yayınları-» kitabem kuruluncaya kadar şunun bunun neşrettiği eserlerim arasında mukaddes ölçülere karşı küçük ve hafif çapta laubali, dikkatsiz ve ciddiyetsiz, hürmet ve haşyetten mahrum ne varsa —isterse nokta veya virgül olsun— onları reddediyor, malım olmaktan çıkarıyor ve bütün sorumluluğumu, bundan böyle kendi idare, murakabe ve firmam altında çıkaracağım eserlere bağlıyorum. İnşallah Hak bana onları dünya gözüyle bütünleşmiş ve tamamlanmış gösterir, arkamdan gelecekler de bu örneklere göre devam ederler, virgül oynatmaktan bile çekinirler. İslam’a pazarlıksız ve sımsıkı bağlamadan önceki şiirlerim ve yazılarım arasında hattâ küfre kadar gidenler ise, çoktan-beri eser çerçevem dışına çıkarıldığı, her birinden ayrı ayrı istiğfar edildiği ve çöp tenekesine atıldığı için, nereden nereye geldiğimi göstermekte bile kullanılmamalı ve onlarla müminleri benden çevirmek isteyeceklere —çok denenmiştir— şu cevap verilmelidir: «Koca Hazret-i Ömer bile Allah'ın Resulünü öldürmeye davranmış ve peşinden bütün sahabîlerin, derecede ikincisi olmak gibi bir şerefe ermiştir. Hiç ona bu ilk davranışından ötürü sonradan dil uzatan olmuş mudur? Belki o noktadan bu noktaya gelmekte faziletlerin en büyüğü vardır.»
Eserlerim mevzuunda vasiyetim kısaca şu: İlk yazılarımdan birkaçı asla benim değil; sonrakiler de, en dakik şeriat mihengine vurulduktan, yani nasib olarsa tarafımdan bütünleştirildikten sonra benim... Bir kısmını şimdiden tamamlamış bulunduğum eserlerim üzerinde bu ölçüyü devam ettirmek ve en titiz murakabeyi sürdürmek borcu ise, mirasçılarımın ve manevî mirasçım gençliğin... Ben öldükten sonra kim ve ne suretle eserlerim üzerinde gizli bir tasarrufa kalkar da ölçüyü hafifçe bile olsa örselerse, tezgâhını başına yıkınız! En büyük korkularımdan biri, nice müellifin başına geldiği gibi, ölümümden sonraki tahriflerdir.
4 — Beni, ayrıca hususî vasiyetimde gösterdiğim gibi, İslâmî usullerin en incelerine riayetle gömünüz! Burada, umumî vasiyette de belirtilmesi gereken bir noktaya dokunmalıyım: 1935 yılında, Mürşidim ve Kurtarıcım Esseyyid Abdülhakîm Efendi Hazretlerine, bir yazımı okumuştum. Bu yazı, kendilerini tanıdıktan sonraki dünya görüşüme ait olarak, zamanenin bize aykırı, meşhur bir gazetesinde çıkmıştı ve Türkün tarih muhasebesini İslâmî tefekkür noktası etrafında çerçeveliyordu. Yazıyı ellerine aldılar, kalem istediler ve üstüne öz elleriyle «altın ile yazılacak yazı» buyurdular. İşte hususî zarfında duran bu kesilmiş makaleyi, bütün eserlerimin tasdiknamesi olarak kefenime iliştirsinler...
5 — Nasıl, nerede ve ne şekilde öleceğimi Allah bilir. Fakat imkân âleminde en küçük pay ulundukça, biricik dileğim, Ankara'da, Bağlum Nahiyesindeki yalçın mezarlıkta, Şeyhimin civarına defnedilmektir. Elden gelen yapılsın...
6 — Cenazeme çiçek ve bando muzika gönderecek makam ve şahıslara uzaklığımız ve kimsenin böyle bir zahmete girişmeyeceği malûm... Fakat bu hususta bir muziplik zuhur edecek olursa, ne yapılmak gerektiği de beni sevenlerce malûm... Çiçekler çamura ve bando yüzgeri koğuşuna...
7 — Cenazemde, namazıma durmayacaklardan hiç kimseyi istemiyorum! Ne de, kim olursa olsun, kadın... Ve bilhassa, ölü simsarı cinsinden imam!... Ve «bid'at» belirtici hiçbir şey!... Başucumda ne nutuk, ne şamata, ne medh, ne şu, ne bu... Sadece Fatiha ve Kur'ân...
8 — Mezarımda ilâhî ve ulvî isim ve sıfatlardan ve benim beşerî ve süfli isim ve sıfatlarımdan hiçbir iz bulunmayacak... Mevlid de istemem!... Onu, uhrevî rüşvet vasıtası yapanlara bırakınız! Sadece Kur'ân...
9 — Şimdi sıra en büyük dileğimde... Müslümanlardan, eğer bu dâvada hizmetim geçtiğine inanan varsa, şunları istiyorum: Her ferdin, herhangi bir kifayet hesabına yanaşmaksızın, benim için «Necip Fazıl'ın kaza borcuna karşılık» niyetiyle bir günlük (5 vakit) namaz kılması ve yine bir gün oruç tutması... Mevtanın ardından, onun için kaza namazı Şafiî içtihadınca caizdir ve aynı içtihat Hanefilerce de rahmettir.Her ferdin, en aşağı 100 Tevhid kelimesi okuyup sevabının mislini bana hediye etmesi... 70 bine dolması lâzım... Bir de, üzerimde hakkı olanların bunu Allah rızası için helâl etmeleri...Ölünceye dek, üzerimdeki Allah ve kul haklarından mümkün olanını ödeyebilmek için elimden geldiği kadar cehdetmek azmindeysem de ne olacağını, nereye, hangi noktaya varabileceğimi bilmiyorum ve yardımı Müslümanlardan bekliyorum. «Şey'en lillâh» tabiriyle bana Allah için bir şey veriniz! Yardımınızı esirgemeyiniz!
10 — Allah’ı, Allah dostlarını ve düşmanlarını unutmayınız! Hele düşmanlarını!... Olanca sevgi ve nefretinizi bu iki kutup üzerinde toplayınız!
11 — Beni de Allah ve Resul aşkının yanık bir örneği ve ardından birtakım sesler bırakmış divanesi olarak arada bir hatırlayınız!
1973 NFK
|
|